Türk BANNU Alcan gurur Roket


صاروخ الاغراء التركية بانو الكان
Türk BANNU Alcan gurur Roket



 BANU ALKAN APTAL SARIÞIN MI ? Ayla Önder Kendi imgesini seyreden tanrý. Bir diþi Reha Muhtar O bir "Türk mucizesi". Kendine hayran bir kadýn. Bu topraklarda sýkça yeþeren benzerlerinin izini sürüyor. Bu yolda, "aptal sarýþýn"ý taklit ediyor. Sahici olmakla üne kavuþamayacaðýný bildiði için, "mýþ gibi" oyununu oynuyor. Süslü ve parlak giysiler içinde, kendini gösterme eðilimini her fýrsatta doyuruyor. Herþey, sahne ve alkýþlar için. Bu yüzden yaþamý, seyircilerin alkýþlarýna adanmýþ bir armaðan... Türkiye, kendine hayran kadýnlarý seviyor.. Belki de, özgüven duygusundan yoksun olan ortalama insan, bunu "bileðinin hakkýyla yapan"a bütün yollarý açýyor, alkýþlarýný esirgemiyor. Þimdi, diðerlerine gönderilen "alkýþlar", "helal olsun"lar, bu kez de o "aptal sarýþýn" için.. Bir "Türk mucizesi" olarak adlandýrýlan Banu Alkan'a... O þimdi, "Afrodit" lakabýyla elde ettiði "kariyerinin" þimdi en yüksek mertebelerinde. Ortalýk, Banu Alkan'dan geçilmiyor bu aralar. Unutulduðu anda, bir þekilde gündeme getiriyor kendini ve bundan büyük bir haz duyuyor. Kokoreççi ve kestanecinin sohbetlerinin yer aldýðý Ýxir'in yeni reklam filminde, "aptal sarýþýn"ý oynayan Banu, kestanecinin ''Siz de kendinize bir site açsanýza'' önerisine karþýlýk þuh kahkahalarýný fýrlatýyor ortalýða. (Artýk bize ezberlettirdiði yanýtý) aynen þöyle; ''Ben müteahhit deðilim. Hem Ýstanbul'un neresinde arsa kaldý ki, kimde o kadar para var ki...'' Ali Taran'ýn hazýrladýðý bu reklam filmi, herþeyiyle Banu Alkan tiplemesine göre hazýrlanmýþ. Replikler ona göre seçilmiþ. Peki, kim bu Banu Alkan? Hepimiz tanýyoruz ama onun kendini ifade ediþ biçimi çok farklý. Hayat öyküsünü anlatýþ tarzý bile ona özgü. Yugoslavya doðumlu "Liz Remka Rebroyna" nasýl Banu Alkan olmuþ? Afrodit lakabý nereden gelmiþ? Tabii ki onun, satýr satýr ezberlenen hayat hikayesine yer vermeyeceðiz burada. Ama çok kýsa bir iki anekdotun da altýný çizmek gerekir, o ilk ünlü olma hikayesinin özellikle... 1967'de, Türkiye'ye ailecek göçmen olarak geldiklerine 5 yaþýndaymýþ Alkan. Lise son sýnýftayken bir sabun reklamýnda oynamýþ ve o sýrada Memduh Ün tarafýndan keþfedilmiþ. Öyküsü bu haliyle ne Türkan Þoray'dan farklý ne de Kadýrgalý Aysel'den. Varoþ denizinde, kendi halinde bir "inci " olarak yaþarken, bir "keþifle" birlikte farkedilme hikayesi ötekilerle ayný... Ve Kadir Ýnanýr'la birlikte çevirdiði ilk filmi ''Taksi Þoförü''yle sinemaya geçiþi de... Yaklaþýk 8 yýl sinemadan, sahneden uzak yaþayan bu "sarýþýn güzel kadýn", yýllardýr birlikte yaþadýðý zengin sevgilisi Hanifi Gürbüz'ün ölümüyle birlikte gündeme gelmiþti yeniden. Gürbüz'le birlikte yaþadýðý yalýda, onun ölümünden sonra da yaþamayý sürdürünce baþýna türlü iþler gelmiþti. 3.5 milyar liralýk kira bedelini zamanýnda ödeyemeyince mahkemelik olmuþ, sevgilisinin çocuklarý tarafýndan 'taahhütü ihlal etmek' ve 'mal beyanýnda bulunmamak' suçundan hakkýnda dava açýlmýþtý vs., vs.. Bir sürü olaylar yaþandý daha sonra, ayrýntýlarýný tam olarak bilemediðim. Sonra ne oldu, o davadan nasýl "yýrttý" onu da hatýrlamýyorum. Ama anýmsadýðým þu ki, baþýnýn dertte olduðu o aralar, "mazlum", "zavallý" kadýný hiç bir zaman oynamadý. Klasik Türk geleneklerine göre, "dostunla" birlikteysen, bunun bir maddi karþýlýðýný mutlaka alýrsýn. Alkan, "kendine hayran" bir kadýn olduðu için, sevgilisinin ona bahþettiði, Havai Adalarý tatillerini, o "pýrýltýlý hayatý" herþeyden üstün görmüþ ve o yalýyý "üstüne yaptýrmayý" akýl edememiþti. Belli ki ona saðlanan bu "lüküs hayat", o sosyete yaþamý ruhunu, hem manen hem de madden doyuruyordu. Bir röportajýnda, eski sevgilisiyle birlikte geçirdiði günlere dair þunlarý söylüyordu; "Ben sadece Türk sosyetesinin deðil, dünya jet sosyetesinin de içindeydim. 12 sene, Hanifi'yle beraber oldum. Hep ''top' yaþadým. Bir yýlbaþýný Donald Trump'la Ýsviçre'de daðda kutluyordum, ertesi yýlbaþý bu sefer Hawaii'de ayný otelde kalýyorduk. Elizabeth Taylor'la, Cenevre'de, St. Moritz'de yan yana oluyorsun. Ya da Kaþýkçý'yla beraber." Yazar Simone de Beauvoir, "Kendine hayran kadýn"ý anlatýrken, "O kendi imgesini seyreden tanrýdýr" der. Burada, kendini "Afrodit" olarak ilan eden Banu'da en bariz görülen de bu aslýnda. O herkesten "üstün"dür. Hangi kadýn, Liz Taylor'la Cenevre'de bir lüks restoranda, yan yana yemek yeme "þerefine" eriþebilmiþtir ki... Alkan, kendi yarattýðý o "büyülü" dünyanýn kadýný.. Yazar Beauvoir, kendine hayran kadýnýnýn "aynayla iliþkisini" þu cümlelerle tarif ediyordu; "O aynalarda kendinden çok, baþkasýnýn hayranlýk dolu gözlerini yakalar. Þanlar, þerefler içinde yüzen benzerinin bakýþlarýný.. Þakþakçý bir seyirci ya da dinleyici topluluðu bulamayýnca gider bir papaza, doktora ya da ruh hekimine açar kalbini." Her yerde kendini gösterme arzusu "Neremi neremi" þarkýsýyla medyadan hak ettiði ilgiyi görmüþtü Alkan. Çünkü, Türk erkeklerinin kulak arkasý edemeyeceði bir sihirli sözcük bulmuþtu; "Neremi neremi". Onlarýn zaaflarýnýn farkýnda olacak kadar da akýllýydý. Ardýndan, ikinci þarkýyla ayný ilgiyi yakaladý. "Kaldýr!" Etrafýnda gazeteciler pervane oluyor, "neyin kaldýrýldýðýný" öðrenmek isteyen sorulara, o seksi duruþuyla yanýt veriyordu; "Caným, sevgilim beni dansa kaldýrmýyor, ben de ona 'kaldýr' diyorum, ne var bunda!" Cinsellikle örülü jargonlarý bir yana, "özgüveni" de þaþýrtýyordu. Diyetlere girip, ortalýkta çöp gibi dolaþan kadýnlarýn tersine, "Ben klasik Türk kadýnýyým" diyor ve "balýk eti" vücudunda kameralarýn dolaþmasýna izin veriyordu. Bütün kadýnlarýn özlemini duyduðu þeydi bu belki de. O ölçülerdeki bir çok kadýn, kendi bedenini saklarken, "Afrodit" havuzlarda poz vermekten çekinmiyordu. Bütün kendine tapan kadýnlar gibiydi aslýnda. Çok daha ender, çok daha deðiþik biçimlerde kendini göstermek istiyordu. Gerçekten, sahneye çýkmaya bayýlýyordu. Bir "fenomen" olmayý arzuluyor ve bunun için kendini üne kavuþturacak bütün yollarý mübah sayýyor ve deniyordu. "Neremi" ve "Kaldýr" gibi lastikli þarkýlar da bu mübahlýðýn içindeydi ona göre.. Belki de salt bu yüzden, "Yaþlý ve zengin bir erkekle" yýllarca ayný evi paylaþmýþtý. "Aptal kadýn, nasýl oldu da o yalýyý heriften almasýný beceremedi" þeklindeki iç seslerin de farkýndaydý ve sevgilisinin ölümünün ardýndan þunlarý açýkça söylüyordu; "Ne yapayým, düþünemedim iþte. Ölüm aklýmýza zaten gelmiyordu. Hiçbir zaman kendi üzerime bir ev yaptýrayým diye düþünmedim." Bu tutumuyla, sanki bilerek "aptallýðýný" birkez daha tescil ettirmiþti. Artýk magazin sayfalarýný daha çok süslüyordu. Çünkü medyanýn tam da böyle kadýnlara ihtiyacý vardý. Ýnsanýn içini gýcýklayacak, sadece bir nesne görüntüsü verecek, aðzýndan çýkan her kelimeyle, hem aptallýðýný hem de cinselliðini vurgulayacak... O bu görüntüden çok hoþnuttu. Bir altýn gibi "parlamak", her yerde görünmek istiyordu ama medya bir yandan da, "yaþlý bir adama yarenlik ettiði için" düþük ayarlý altýn olduðunu hatýrlatýyordu ona. Ne yaptý Alkan? Ölen sevgilisinin yasýný belli bir ölçüde tuttuktan sonra, gencecik bir sevgili buldu. Haydaa.. yaþlý erkek, genç kadýn öyküsü! Bununla da, zoomlarý üzerine çekeceðini biliyordu. "Taþ gibi" bir kadýndý ve genç erkekler de ona ilgi duyabiliyordu iþte! Ýntikamýný böyle aldý medyadan. Ayný zamanda, cüretkar bir tutumla, (belki de inatla) genç sevgilisini (Murat Taþdemir) milyonlarýn önüne çýkardý. Hatta onunla birlikte, ''Neremi Neremi'' adlý albümü için düet yaptý. Kasetlerinin satýlýp satýlmadýðý konusunda farklý görüþler var. Ama o kendisiyle röportaja gelen gazetecilere, "En az bir milyonun üstünde satacak, çok iddialýyým" þeklinde demeçler veriyordu. Kaset satýþlarý beklenen ilgiyi görmeyince pes etmedi. Ardýndan, ayný iddiasýný "Kaldýr" þarkýsýnda sürdürdü. Satýþlar patlama yapmadý fakat o amacýna ulaþmýþtý. Star TV'de oynayan 'Renkli Dünyalar' dizisinin kadrosunda yerini aldý. Her ne koþulda olursa olsun, "sahne"deydi. Ve bunun için fýrsatlarý asla kaçýrmýyordu. "Aptal sarýþýný" oynuyor ama aptallýðý kendine yakýþtýrmýyordu. Bir söyleþide de altýný çizdiði gibi; "Biliyorsunuz sarýþýnlar hep aptal olarak adlandýrýlýrlar. Ya da aptallýk derecesinde saflýk diyelim. Günümüzdeki sarýþýnlara bakacak olursak, bugün bir Sharon Stone'un zeka oraný çok yüksek. Dünyanýn en zeki kadýnlarýndan biri olarak kabul ediliyor. Hillary Clinton da sarýþýn ama Bill Clinton'u baþkanlýða taþýyan isim." Bu söyleþide, kendine hayranlýðýný çok net olarak ortaya çýkaran þu cümle dökülüyordu aðzýndan; "Ama ben 50'li yýllarýn Marilyn Monreo'sunu tercih ediyorum. O saflýk, o temizlik olsun. Çok zeki olmak pek de þart deðil!" Ýþte ortalama Türk erkeðinin kadýnda aradýðý þartlar! Saf olsun, temiz olsun, ama fazla zeki olmasýn! Alkan, aslýnda zekice bir hamleyle, Türk erkeklerinin gönlünde kurduðu tahtý saðlamlaþtýrmýþtý. "Sarýþýnlara aptal diyenler utanmalý" Kendi aleyhine olan durumlarda hiç bozuntuya vermeyen Afrodit, "reklamýn kötüsü olmaz " mantýðýyla, hakkýnda çýkan haberlere hep gülümsemeyle yanýt verdi. Bu kez de "yeni aldýðý yazlýk" nedeniyle baþý derde girdi ve defalarca haber konusu oldu. Aldýðý yazlýðýn 70 bin mark olan bedelini ödememiþti, bu yüzden önce icra takibine uðradý. Yugoslavyalý Liz, bütün aptallar gibi baþýný belaya sokuyor ama "Þaban"lý filmlerde olduðu gibi, ne yapýp edip, altýndan kalkmasýný biliyordu.. Üstelik onu, bu þekilde niteleyenlere de verecek yanýtlar buldu her zaman. Bu yanýtlarda, aslýnda "dünyanýn en güzel kadýný" imajý da gizliydi. "'Sarýþýnlara aptal diyenler utanmalý. Marilyn Monroe için de dediler ama Kennedy'e kadar ulaþtý. Ben de zekama çok güvenirim. Aptal insana asla tahammül edemem!" Kendine hayranlýðýn en üst boyutlarýnda gezinen bu "sarýþýn", çok güzel bir kadýn olduðuna hem kendini inandýrmýþtý ve hem de imajýyla bunu pekiþtirmiþti. Sorularý yanýtlarken, "ustaca" manevralarla o imajý güçlendiriyordu. Magazin medyasýndaki "gençlik ve güzellik faþizmi"nin farkýndaydý, bu yüzden yaþýný hiç bir zaman tam söylemedi. Çok zorlandýðý durumlarda da ilginç yanýtlar verdi. Mesala 37 yaþýnda olduðu hatýrlatýldýðýnda, "Hayýr, 36.5" diyor ve ekliyordu; "Bir kadýn için en güzel yaþ. Hem çok genç ve taze, hem her þeyin bilincinde, tam büyümüþ oluyorsunuz." Peki, nasýl Afrodit oluvermiþti bu sarýþýn göçmen kadýn. Yanýt hazýrdý; "Bana, bu ünvaný Türk halký verdi." Afrodit'e "yakýþan" ebadlarýný da hiçbir kuþkuya kapýlmadan veriyordu; "Vücut ölçülerim hâlâ 90-60-90". Oysa görünüþ olarak öyle olmasý mümkün deðildi ama buna inanmýþtý. Ýmajlar çaðýnda, kural bu deðil miydi? Öyle hisset, "mýþ gibi" yap, yanýlsama yarat... Afrodit, o imajý vermesini bilecek kadar zekasýný (ya da kurnazlýðýný) kullanýyordu. Kimi zaman, "göðüslerinin beline kadar indiðinden" söz eden yazarlarý okuduðunda, sinirleniyor ve çok geçmeden onlara bir yanýt hazýrlýyordu kendince. Örneðin, Okan Bayülgen'in sunduðu Zaga Show'a, bikinisiyle konuk olmayý kabul etmiþti. Þovun reklam spotlarýnda aynen þu baþlýk yer alýyordu; "Türk Sinemasý'nýn afroditi Banu, vücuduyla ilgili çýkan kötü haberlere, görsel olarak cevap verecek!" Al sana yanýt.. Hep "sahnede" olmak Piyasaya yeni çýkan albümleri nedeniyle, konuk olduðu ana haber bültenlerinde, kuþak programlarýnda, kendisiyle hafif yollu dalga geçen þovmenlerle o da dalgasýný geçiyordu. Geçtiðimiz hafta da, Beyaz'ýn þovunda, dudaklarýný uzatýp, kendini ona öptürmeye kalkmýþtý. Sonuçta, eli ayaðý dolaþan, yüzünün derisi kýzaran yine Beyaz oldu. Þimdi yayýnda olmayan, A Takýmý'nýn da en gedikli konuklarý arasýndaki yerini korumuþtu. Bu programlardan birinde, diðer konuklarla karþý karþýya geldi. Ona muhalif taraf, hep bir aðýzdan, þarkýlarýyla "Türk toplumunun ahlakýný bozduðunu" için suçluyorlardý onu. "Ahlaksýzdý" hatta, "beyin özürlüydü." Her bir yandan saldýrýlarla karþýlaþtý. Naþide Göktürk ona, bir zamanlarýn "porno yýldýzý" olduðunu hatýrlatmýþtý. Bu tartýþmalarla birlikte, yine dillere düþmüþ ve medyatik olmanýn keyfini sürdürmüþtü. Çünkü, onun istediði tek þey buydu! Hep gündemde olmak, hep sahnede bulunmak... Hayranlarýnýn bakýþlarýný her ne þekilde olursa olsun, üzerinde hissetmek... Aleyhinde yazan bazý köþe yazarlarýna da direndi. Aynen þöyle diyordu bir köþe yazýsý; "Banu Alkan, yýllarca kendine has, müstehcen þiþmanlýðýný, mýsýr püskülü saçlarýný, asla olmayan oyunculuðunu, az ve öz sayýda filmde sergiledi." Hatta, "Kaldýramazsýn" þarkýsýný ölen sevgilisi Hanifi Gürbüz'a ithafen yazdýðýný iddia edenler oldu. "Yaþlý ve zengin bir erkekle uzun yýllarýný birlikte geçiren" bir kadýndý o. "Kaldýramadýðý" þeyin hikayesini de bu þarkýyla birlikte örmüþtü sözde... O ise, buradan kazandýðý ünle þarj oluyordu. Bu þarjla birlikte, güzelliðinin tekrar tekrar altýný çiziyordu. Bunu, bir resim ya da imaj olarak da olsa bir þekilde saðlýyordu. Türkiye'nin star kadýnlarýnýn her fýrsatta dile getirdiði, "Türk aile yapýsýna uygunluk" standardýný o da dilinden düþürmüyordu. Örneðin, Okan Bayülgen'in baþrolünü oynayacaðý "Drakula" adlý filme iliþkin konuþurken, þu sözleri kulaða hiç yabancý gelmiyordu; "Elbette soyunacaðým filmde, ama Türk aile yapýsýna ve estetik ölçülere uygun, uç noktalara kaçmayacak þekilde." Bu sözleriyle, Türk kadýnlarýndan da artý puan almayý beceriyordu.. Elbetteki, Türkiye; Reha Muhtar tipli sunucular, Banu Alkan gibi þarkýcýlar, Demirel gibi politikacýlarýn yýldýzýnýn parladýðý bir ülke. Banu Alkan da bu "Türkiye gerçeðinin" farkýnda. Bir yandan, süslü, dantelli þallar ve parlak giysiler içinde, kendini gösterme eðilimini doyuruyor. Çok daha ender biçimlerde bunun yollarýný mutlaka ama mutlaka keþfediyor. "Kendini, seyircilerin alkýþlarýna adanmýþ bir armaðan" haline getirebilmek için... Bütün bunlarýn karþýlýðýnda elde ettikleri sadece manevi deðil elbette. Reklam filmlerinden kazandýklarýyla da ayný zamanda kesesini dolduruyor. Hanefi Gürbüz'le birlikte yaþadýðý ihtiþamlý günlerin, unutamadýðý o Hawai tatillerinin hayaliyle...

0 comments:

Post a Comment